Balkanlar'ı anlayabilmek için bölgedeki Türk-İslam
tarihinin yanısıra, bölgenin stratejik ve coğrafi
önemi üzerinde de durmak gerekir. Büyük bölümü
dağlık ve kayalık olan, derin vadilerle parçalanmış
ve sık bitki örtüleriyle kaplı Balkanlar'da coğrafi
yapının bir sonucu olarak iletişim ve ulaşım her
zaman zorlukla sağlanmıştır. ("Balkan" kelimesi de,
"dağlık bölge" anlamına gelir.) Ulaşım ve iletişimin
zayıflığı ise, birbirlerine komşu olarak
yaşamalarına rağmen, kültürel yönden birbirinden çok
uzak, hatta birbirine düşman halklar meydana
getirmiştir. Etnik farklılıklara, kültürel
farklılıklar da eklenince düşmanlıklar daha da
artmış, Balkanlar istikrarsızlığa açık bir bölge
haline gelmiştir. Balkanlar'da, asırlar boyunca
yüzlerce devletin kurulmasının ve yüzlercesinin yok
olmasının en önemli nedenlerinden biri farklılıkları
düşmanlığa çeviren bu tutucu ve içine kapalı Balkan
kültürüdür.
Çatışmaların alevlenmesinin altında yatan neden ise,
bağımsızlığını ilan eden ülkelerde birbirine düşman
ve birarada yaşamak istemeyen azınlıkların yer
almaları olmuştur. Balkanlar'daki hiçbir devlet,
etnik ve dini yönden homojen değildir. Bu karmaşık
durumu şöyle de izah edebiliriz: Balkanlar'daki
siyasi harita ile etnik dağılım haritası arasında
büyük uyumsuzluklar vardır. Hemen hiçbir etnik grup
-Karadağlılar ve Slovenler hariç- tek bir devletin
çatısı altında yaşamamaktadır. Örneğin Arnavutluk'un
siyasi sınırları ile Arnavutların yaşadıkları
bölgelerin "çakışma" oranı yaklaşık %50'dir.
Arnavutların neredeyse yarıdan fazlası Arnavutluk
dışında, Kosova ve Makedonya'da yaşarlar.
Benzer bir biçimde Sırplar ile Sırbistan arasında da
büyük bir uyuşmazlık vardır. 10 milyonu aşan
nüfusları ile Balkanlar'ın en büyük etnik
gruplarından biri olan Sırplar, Sırbistan'ın dışında
iki ülkede daha yaşarlar: Hırvatistan ve Bosna-Hersek'te.
Öte yandan Sırbistan toprakları içinde yaşayan
insanların %15'inden fazlası Sırp değildir; bunlar
kendilerini Sırplarla "can düşmanı" olarak gören
Arnavutlar ve Sancak'taki Slav Müslümanlarıdır.
Balkanlar'daki hangi ülkeyi ele alsak, benzer bir
mozaikle karşılaşırız. Bulgaristan'da Türkler,
Pomaklar (Müslüman Bulgarlar) ve diğer azınlıklar
nüfusun %15'ini oluşturur. Makedonya nüfusunun %65'i
Makedonlardan oluşur, ülkede %22 dolayında Arnavut,
%4 Türk ve daha başka azınlıklar yaşamaktadır.
Yunanistan'ın Batı Trakya bölgesinde 120 bin kadar
Türk, ayrıca kuzey bölgelerinde büyük bir Slav
Makedon azınlık yaşar. Bosna-Hersek'te nüfusun %45'i
Müslüman, %30'u Sırp, %17'si ise Hırvat'tır.
Elbette bir ülke içinde farklı etnik ya da dini
grupların yaşaması bir sorun değildir. Bu tür
mozaikler, teorik olarak, "çok etnisiteli, çok
kültürlü" bir devlet düzeni ve "birarada yaşama"ya
dayalı toplumsal bir formül içinde yaşatılabilirler,
tıpkı Osmanlı da olduğu gibi. Ancak ne yazık ki
Balkanlar'daki devletlerin aşırı milliyetçi
yaklaşımları, katı ideolojik uygulamaları bu formülü
gerçekleştirilemez hale getirir. Bölgedeki
devletlerin önemli bir bölümü -ki başlarında
Sırbistan ve Yunanistan gelir- homojen bir etnik ve
dini toplum oluşturma amacındadırlar. Bu, kimi zaman
Sırbistan örneğinde olduğu gibi "etnik temizlik"
çabalarına, kimi zaman da Yunanistan örneğinde
olduğu gibi zoraki asimilasyon politikalarına yol
açmaktadır. Bu ülkelerin söz konusu baskıcı
politikalarında ısrarcı olduklarını ise yıllardır
süregelen acı tecrübelerden sonra artık öğrenmiş
bulunuyoruz.
Balkanlar'ın bu karmaşık haritasının çok ilginç bir
yönü ise, Türkiye'den Adriyatik'e kadar uzanan bir
Türk-İslam kuşağı barındırmasıdır.
Önce geçmişe bir göz atalım. 1912'deki Balkan
Savaşı'na dek İstanbul'dan yola çıkıp Adriyatik
Denizi'ne kadar Devlet-i Ali Osmaniye'nin sınırları
içerisinde ilerlemek mümkündü. Tüm Batı Trakya,
Makedonya, Arnavutluk ve hatta bugünkü
Yugoslavya'nın sınırları dahilinde kalan Kosova ve
Sancak bile Osmanlı egemenliği altında idi. Selanik,
Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci büyük kenti idi.
Dahası, söz konusu Rumeli toprakları üzerinde
yaşayan ahalinin de çoğunluğunu Türkler ve
Müslümanlar oluşturuyordu. Batı Trakya ve
Makedonya'da zamanında Anadolu'dan göçmüş olan
Türkler, Müslüman Pomaklar, hatta Müslüman
Slavlardan oluşan bir Türko-İslami halk, çoğunluğu
oluşturuyordu. Arnavutluk, Kosova ve Makedonya'da
yaşayan Arnavutlar da İslam dinini kabul etmeleri
nedeniyle Devlet-i Ali'nin "has" tebasından
sayılıyordu.
Bu Osmanlı mirasının Balkanlar'da nasıl hala ayakta
olduğunu görmek içinse, İstanbul'dan çıkıp Bosna-Hersek'in
kuzeybatı ucundaki Bihaç'a bir yolculuk yapmak
yeter. Türkiye sınırlarından çıkıp Yunanistan'a
girdiğinizde, Türk azınlığın yaşadığı Batı Trakya
toprakları üzerinde ilerlersiniz. Burada yaklaşık
120 bin Türk soydaşımız vardır ve Yunanistan'ın
onyıllardır uyguladığı asimilasyon politikalarına
rağmen ısrarla milli ve dini kimliklerini
korumaktadırlar.